Yaşadıklarımız Kaderimiz mi?

Ahmet Orhan

2020 yılı ne yazık ki milletimiz için acıların çok yaşandığı bir başlangıç yaptı.

Yeni yıla girdiğimizden bu yana yaşamak zorunda kaldığımız olaylara baktığımızda bir felaket tablosunun olduğunu söylemek yanlış olmaz.

Önce Akhisar ardından da Elazığ depreminde binlerce ev vatandaşlarımızın başına yıkıldı.

41 can kaybı yaşanırken yüzlerce de yaralımız vardı.

Yılın en soğuk günlerinde yaşanan bu acı felakette tüm destek ve yardımlara rağmen hayatı sürdürmenin zorluğu da işin cabası.

Yaralarımızı sarmaya çalışırken Kızılay’ın milletimize yaptığı bir yardım çağrısı, görünür eller vasıtasıyla acılar içindeyken bizleri tartışmaya boğdu.

İçimizdeki acı ve şefkat duygusunu törpülenmesine neden oldu.

Sonuç: yıkılacak yüzlerce ve 30.000 den fazla kullanılamaz durumda ev.

Tüm Türkiye’de hissedilen, ardı arkası gelmeyen, tüm halkın psikolojisini bozan depremler fırtına şeklinde devam etmektedir.

Şubat’ın başına geldiğimizde neredeyse her gün şehitler vermiş olmamıza rağmen Suriye’de gözlemci sıfatıyla görev yapan askerlerimiz Esad’ın güçlerinin gözeterek ve isteyerek yaptığı topçu ateşine maruz kaldık.

8 şehit topraktan önce yüreğimize kor gibi düştü.

Ülkemize daha fazla sığınmacı gelmesin diye giriştiğimiz bu faaliyette top yekun bir savaş ihtimali ise aklı başında herkesin ürpermesine, soğuk terler dökmesine neden olmakta.

Rusya’nın bir baş sağlığı bile dilememesine rağmen alttan alınıp savaş ihtimalini diplomasi yoluyla şimdilik kaldırdık diye teselli bulduk.

Bunların olabileceğini dillendirenler ne yazık ki haklı çıkmışlardır.

Tam o ara her kış mevsiminde zorlukla ulaşım sağlanan Bahçesaray yolunda bir çığ hadisesinden haberdar olduk.

Birkaç can kaybıyla yaşanan 1. çığa müdahale etmeye giden çoğu asker, korucu ve itfaiyeciden oluşan ekip,

2. bir çığın altında kaldığı haberi hepimizi dondurdu, kaskatı kesildik.

Ne yazık ki ortaya çıkan bilanço çoğunluğu kurtarma ekibinden olmak üzere depremde kaybettiğimiz kadar, 41 kişi çığ altında kalarak can vermiştir.

Yetmezmiş gibi bir de araya İzmir’den kalkıp İstanbul’a giden içinde yolcu uçağı 177 yolcu ve 6 mürettebatıyla Sabiha Gökçen Havaalanında pistten kayarak 40 Metre aşağıya yuvarlanmış, 3 canımıza mal olmuştur.

Kazanın nedenleri kesin olarak belirlenmemiş olmasına rağmen kaza yapan uçaktan önce iki uçağın iniş yapmaktan vaz geçmiş olması şartların hafife alındığını düşündürmektedir.

Yani İhmal ve tedbirsizlik…

Öncelikle “hayrın ve şerrin” Allah’tan geldiğine imanı kamille ve hulusi kalp ile tasdik ettiğimizi ifade edelim.

Ancak unutmayalım kimi bize düşen felaket ve kazalara karşı her türlü tedbiri almaktır.

Tedbiri bir fiili dua olarak değerlendirdiğimizde; Allah dilerse şüphesiz kazayı ve belayı defeder.

Fakat sonuç hakkında hüküm vermek bizim görevimiz değildir.

Bizim görevimiz olayların öncesinde gerektiği gibi tedbir almak, tedbirden sonra da afetler karşısında tevekkül etmektir.

Bize düşen, tedbirde eksiklik ve boşluk bırakmamak, ihmalkar olmamak ve “yazılan başa gelir” sözünde saklı bulunan yanlış tevekkül anlayışına ve tembelliğe kapılmamaktır.

1999 depreminden sonra ülkemizde deprem bilimine büyük önem verilmiştir.

Çok sayıda yetişmiş uzmanlarımız mevcuttur.

Demem o ki deprem kuşağındaki ülkemizde depremin yıkıcı etkilerini azaltmak konusunda tavsiyelerde bulunacak, öğüt verecek bilim adamlarımız vardır.

Bu şartlar altında 5 kademede sınıflandırılan deprem bölgeleri 1. bölgeden başlayarak tüm yapılarda durum tespiti yapılıp gereği yani yıkılma ihtimali yüksek olanların öncelikli yenilenmesinin temini yaşanacak acıları önleyecektir.

Yapılabildi mi?

Bu soruya olumlu cevap vermek mümkün değildir.

Gelelim çığ olayına…

Olay bölgesine çok sayıda kurtarma elemanının ve bazı iş makinelerinin gönderildiği bilgisine sahibiz.

Oysa uzmanlar gürültünün çığı tetikleyeceğini birincil neden olarak ifade etmektedirler.

Yaşadığımız olayda yanlış bir müdahale edildiği netlik kazanmaktadır.

Çığa müdahale edecek elemanların ve onları yönetenlerin gerekli bilgi donanıma sahip olmadığı görülmektedir.

45 vatandaşımızı enkazlardan kurtararak son derece başarılı bir sınav veren AFAD maalesef çığ felaketinde aynı başarıyı ortaya koyamamış, tam bir kurtarma değil kendini bile kurtaramama tablosu ortaya koymuştur.

Ortaya çıkan sonuç ne felaket öncesi ne de felaket anı ve sonrasında yeterince başarılı olamadığımızdır.

Yanlış giden bir şeyi düzeltmenin yolu öncelikle gerçeği tüm yalınlığıyla görüp kabul etmekten başlar.

Eleştiri ve durum tespitleri karşısında öfkeye kapılmadan durup kendimizi gözden geçirmek zorundayız.

Ardından ise tam bir seferberlik anlayışı içinde yanlışları düzeltip, eksiklerimizi gidermek ülkemiz için en doğru olandır.

Bir Cevap Yazın
PAYLAŞ

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Next Post

Kemalpaşa’da pehlivan develer sahaya indi

Kemalpaşa Belediyesince düzenlenen Armutlu Geleneksel Devi Güreşi Festivali’nde 100 deve sahada galip gelmek için mücadele verdi. 12’ncisi düzenlenen festivalde konuşan Başkan Karakayalı, “Deve güreşleri sayesinde hem yöresel kültürümüzü yaşatıyor, hem de devecilerimize destek sağlıyoruz” dedi. Ege, Akdeniz ve Marmara bölgesinden gelen pehlivan develerin güreştiği 12’nci Armutlu Deve Güreşi Festivali’nde yine […]
rıdvan-karakayali